Gözümü dört açtım, iç nefesini güçlü tuttum, kendi iç düşüncelerimi hiçe dönüştürdüm ve bisikletle Marmara Adası‘nda gidiş-dönüş turuna başladım. Haritalarda verilen rotaya göre gidiş 25 km, dönüş 26 km’lik bir serüvendi. Çıkışları yüksek, inişleri ise uzun ve bol rüzgarlı.

Bundan 2 hafta öncesinde kendime uzun zamandır çok istediğim ama bazı yoğunluklardan dolayı ertelediğim bir hayalim vardı: Bisiklet almak. Şehir bisikleti mi yoksa dağ bisikleti mi alsam diye düşünüp durdum. Maceraperest ruhluyum ve kendimi durduramıyorum, şehir bisikleti bana uymaz diyip dağ bisikleti aldım. Adamın birisi bana; “Abisi, eğer 20 km’den fazla sürmeyi düşünmüyor ve dağlarda fazla gezinmeyeceksen, kesinlikle şehir bisikleti almalısın” dedi ve ardından şöyle devam etti; “Dağ bisikleti ile 20 km’den fazlası seni çok yorar, yollarda kalırsın bacaklarını hissedemezsin” dedi. Ona güvenerek resmen alacaktım şehir bisikletini ama dedim ya, kendimi durduramıyorum. Sonuç olarak, düşündüm biraz ve ardından danışmanın yardımıyla birlikte B’TWIN RockRider 520 modeli dağ bisikleti aldım.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Hayatı hızlı yaşayan biri olarak, tam benlik bir bisiklet olduğunu hissettim. Tipik bir motorcu gibiyim, hız yapmaktan haz alırım. Aldığım RockRider 520 dağ bisikleti ise bildiğiniz hissediyorum. Ona çarptığımda, bir yeri bozulduğunda veya herhangi bir parçası yamulduğunda hissediyorum onu, gerçekten.

Dağ bisikletime kavuştuktan sonra araya girdi tatil zamanı. Hemen bir ada tatili planladım ve bilet satın alarak 20 Ağustos’ta Marmara Adası’na gittim. Elbette öncesinde oranın denizine girmek, biraz güneşlenmek ve dinlenmem gerekti. Tabi uzun sürmedi dinlenmem, 1 buçuk gün yeterli bir zamandı. Hemen ikinci gün aldım bisikleti ve Marmara Adası’nda bir rota çizdim, şöyleydi;

Rotanın uzunluğu benim için çok çılgınca görünüyordu, tam da istediğim gibi. Marmara, Topağaç, Asmalı ve Saraylar Limanı olarak adanın 4 farklı köyüne varacaktım. Buralardan da hemen geri dönecektim, havalar iyice kararmadan. Adalardaki rüzgar hızı, şehirlere göre kat kat daha yüksek olduğundan dolayı geceleri aşırı kızgın bir rüzgarı oluyor. Gidiş yürüme yolu yaklaşık 7 saat, arabayla 1 saat ama bisikletle olan veriler henüz bulunmuyor haliyle. Bisikletle olan gidiş-dönüş sürem 4 saat 24 dakikaya ulaştı.

Panik yok, yol uzun ama ulaşılamaz değil.

Dağ Bisikleti ile Marmara Adası Macerası

Sabah öncesinden bir tost yedim. Yanımda hiçbir malzeme almadım, ne dizlik dirseklik ne de herhangi bir parça tamir edecek elementler. Yanımda olan her şey sadece bisiklet kilitleyici, 600 gramlık bir matara, cüzdan, telefon ve kulaklığımdı. Kulaklığımın birini takarak müziği son ses açtım ve dağlara çıkmaya başladım. Malum öncesinden yükseği çıkmak, ardından aşağıya inmem gerekti. Çık çık bitmeyen yokuşlar vardı, artık aşağıya doğru uçasım gelmişti bir yerde. Bisikletle 12 km sürdükten sonra Topağaç’ta inişlere ulaştım ki, sonrasında Asmalı’ya ulaşmak için yine yokuşlar bitmek bilmiyordu. Elbette bırakmak yok diyerek yoluma devam ettim ama ne yalan söyleyeyim bir yerde artık tıkandım ve geri dönesim geldi. Her ne olduysa yoluma devam ederek Asmalı’ya ulaştım.

Burada tertemiz su kaynağıyla karşılaştım ve doldurdum şişeleri. Şişeleri derken, Topağaç’ta 1 buçuk litrelik bir su daha aldım, yoksa dayanılamazdı yol. Yani Asmalı’ya kadar toplamda 2 litreden fazla su tükettim. Saraylara ulaşmak için son çırpınışlarımı verdim. Karşıma gelen birçok zorluk vardı ama hiçbiri aşılamaz değildi. Bazı bitkilerin kokusu yılanlar tarafından sevildiğini küçüklüğümden bildiğim için onlardan uzak durdum ve asfaltın ortalarından sürdüm. En son karşıma gelen tabelada “Saraylara hoş geldiniz” dedi, ben ise tam bir “oh be” havasındaydım.

Hey gidi yollar, ne oldu, dayanamadılar bana. Rüzgar bile yüzüme çarpa çarpa resmen isyan açıyordu ama nerde o pes eden, yoktu. Bisikletin üzerinde resmen bir kahraman gibiydim ulaştığımda, saçım başım bir karış. Ulaşır ulaşmaz karşıma gelen deniz, Antalya’daki denizden bir farkı yoktu. Bisikleti kumsalda bırakarak kendimi çılgınlar gibi dalgalı denizlere bıraktım.

Eh, vardım varmasına da, bunun geri dönüşü yok mu? Efsane bir yorgunluk çöktü üzerimde. Bunun üzerinde yolda bulduğum incir ağaçlarına tırmanarak birkaç tane yedim, ardından enerji oranımı biraz daha artırmak için dondurma ve çikolata aldım. Vakit kaybetmeden hemen yola çıkarak geri döndüm. Haliyle insanlar da evlerine dönmek üzere asfalt yollarında bir sürü araba geçiyordu. Araba ile biri hızla arkamdan gelince heyecan yaptım ve güçlü bir şekilde aşağıya doğru hızla inerken frene bastım. Bilinçsiz ben, ön freni basıp ağırlığımı arkaya vermek yerine arka freni bastım ve kayarak küçük bir kaza geçirdim. Neyse ki benim için bir ders oldu bir sonraki dağ sürüşlerinde.

Saraylar’da Amatör bir Dağ Bisikletçisi

Amatör Dağ Bisikletçisi

Dağ bisikleti ile yapacağım rotaları Strava hesabım üzerinden paylaşıyor olacağım. Instagram hesabımda ise bisiklet sürüşleri ardından kalan kareleri arada sırada paylaşacağım.

Kısaca Marmara Adası’ndaki Bisiklet Serüveni

  • Günün yarısı kadar bir tost, dondorma, çikolata ve birkaç incirle beslendim. Enerjinin bitmemesi için bol yemek değil, enerji besinlerine dikkat etmek gerekir.
  • 50’den fazla kilometre sonucunda 4 litre üzerinde su tükettim.
  • Herhangi bir koruyucu malzeme almadım.
  • Marmara Adası’nın 4 farklı köyü gördüm.
  • Asfalt yolları çok riskli olabiliyor. Arabalar hızlı geçiyor, U dönüşlerinde bisikleti fark edemeyebilirler.
  • İnişlerde frene basmayınca rüzgar kuvvetli olduğu için itebiliyor. Tehlikeli olmasıyla birlikte, kaza yapma olasılığı yükseliyor. Kısaca, dağ bisikleti ile inişlerde hız yapmak kazaya sebebiyet verebilir.
  • Ön freni daha sık kullanmak gerektiğini anladım.
  • Rüzgarın şiddetliği ve yokuşlar nefesi sıkıştırıyor. Sürüş sonrasında göğüste ciddi bir şekilde hissettim.
  • Havalar ateş ederken amele güneşlenmesine maruz kaldım.