Fransa, Polonya, Çekya gibi dünyanın çeşitli ülkelerinde, 2012 yılından beri Dijital sektörü özelinde yapılmaya devam eden European Search Awards ödül yarışmasının jürisi olan Yiğit Konur ile röportaj gerçekleştirdik.

Sektöre girdiğimden beri çok severek takip ettiğim, zamanında epey ilham aldığım, ara ara buluşup beyin fırtınası yaptığım ve birçok konuşmasını dinlediğim değerli bir arkadaşım Yiğit abi. Kendisi her ne kadar zamanın büyük bir kısmını Ankara’da geçirse de, ayda bir olan Digitalzone etkinliklerinde karşılaşılaşma fırsatımız oluyor.

60’tan fazla jüri ile birlikte bu yıl da gerçekleşecek EU Search Awards ödüllerinde Yiğit Konur, katılan birey ve ajanslarının projelerini değerlendirecek isimlerden biri. Bu süreçler nasıl işliyor, ödüle layık olmayı sağlayan kriterler neler, kazananlara sektörde ne sağlıyor ve röportajın sonunda biraz da SEO özelinde konuştuk. Daha fazla spoiler vermeden sizi bu güzel röportajla başbaşa bırakıyorum. ✌️

Öncelikle bu röportajı yapmaya olumlu baktığın ve vakit ayırıp buraya bizimle değerli bilgileri paylaşacağın için müteşekkirim. Türkiye’de böyle bir bilginin eksikliğini gördüm ve böylelikle seninle buna yönelik bir röportaj yapmaya karar verdim.

Başta biraz European Search Awards nedir bahsedebilir misin?

Ben teşekkür ederim! European Search Awards, her yıl Don’t Panic isimli bir etkinlik şirketi tarafından düzenlenen oldukça önemli bir sektör etkinliği. Her ne kadar yurtdışında çok tanınsa da, Türkiye’de de son bir kaç yıldır bu yarışmada Türkiye’den markaları ve ajansları görebilmeye başladık. Esasen, benim bu yarışma ile olan ilişkim 2015 yılına dayanıyor. Bu dönemde Avrupa’nın her ülkesinden jüri seçimi yapmaya çalışan takım, Türkiye pazarı için de beni layık görmüş sağolsunlar. İlk sene sadece European Search Awards’ta, devam eden senelerde de ABD pazarını hedefleyen US Search Awards’ta da benzer katkılar sağlamaya çalıştım.

Temelde süreç şöyle işliyor, markalar çalıştıkları kampanyaları bir form doldurarak anlatıyorlar. Ek dökümanlarla başarılarını net olarak kanıtlıyorlar ve her jüri belirli kategorileri değerlendiriyor. İlk ön eleme aşamasında genellikle 4 ya da 5 farklı kriter üzerinden projeleri notluyoruz. Buna göre -shortlist- adını verdiğimiz ilk liste ortaya çıkıyor. Hemen ardından ise her yıl belirlenen bir Avrupa ülkesinde (daha önce Paris ve Berlin’deki panellere katılmıştım) tüm jüriler bir araya gelip bir masada tüm detaylarıyla kampanyaları tartışıyoruz. Zaten ilk puanlamada öne çıkan kampanyalar az çok belli oluyor, ancak buradaki skor sıralaması değil de daha çok ilgili jürilerin kampanyalar hakkındaki yorumları kazanını belirliyor. Tek bir kategori için bir saate yakın bir tartışmayı, 5 farklı jüri götürdüğümüzü biliyorum. Jürilerin tamamı sektörde gerçekten tanınan ve saygı gören kişiler.

Özellikle yarışmada tanıştığım Judith Lewis ve Jim Blanks gibi ismlerin dijitalin her mecrasındaki yetkinliğini gözlemlediğim ilk yıl çok şaşırmıştım. Hem paid tarafta hem de organic aramalardaki hakimiyetleri, bana “tek bir dikeye odaklanmadan, her alanda bu kadar geniş görüşlü olmak nasıl mümkün olabilir?!” sorusunu sordurmuştu.

Geçen yıl hariç, yarışmada aktif olarak jüri pozisyonunda çalıştım. Geçen yıl Zeo olarak yarışmaya dahil olup şansımızı deneme şansı bulduk. Yanılmıyorsam Türkiye’den de 4 farklı ajans o gece Prag’da idi. Haliyle zeo.org yarışmaya katıldığı zaman benim jürilikten vazgeçmem gerekiyordu. O yıl da, yarışmanın en çok kategoride finale kalan ajansı olduk – yanılmıyorsam 13 farklı entry ile 8 farklı kategoride finale kalmıştık. Bu Wolfgang Digital ile beraber gecenin en yüksek kategoride ve adette finale kalan ajansı olma şansı anlamına geliyordu. Her ne kadar Türkiye’ye hiçbir ajans ödülle dönememiş olsa da, oradaki dostlarla eğlenmek ve WD gibi büyük bir ajans ile yakın bir konumda bulunmak beni Zeo adına çok gururlandırmıştı.

2015’ten beri 3 yıl European Search Awards’ta yargıç olarak yer alacaksın. Gördüğüm kadarıyla çeşitli ülkelerden çok değerli isimler yargıçlar listesinde bulunuyor, Türkiye’den seni seçmelerinde şaşırmadım. 2006’dan beri SEO sektöründe katkıda bulunuyorsun ve artık bunu globale taşıdın.

Geçen seneye göre yorumlayacak olursan; belirlenen ödül kategorilere katılan birey ve ajansları değerlendirdiğinde, ne gibi zorluklarla karşılaşıyorlar? Onları finale taşıyan unsurlar neler?

Bence markaların ve ajansların yaptıkları en büyük hata, düzgün biçimde dokümante edilmeyen başvurular. Gerçekten çok iyi işler yapmış olanlar var ancak bence en temelde şu beş soruya yanıt bulamadığımız için bu kampanyaları doğru biçimde değerlendiremiyoruz:

  1. Elde edilen başarıyla alınan aksiyonlar arasında nasıl bir ilişki var?
  2. Markanın bir önceki yıla göre büyüme trendini göz önünde bulundurarak mı büyüme olduğunu söylüyoruz, yoksa doğal büyüme trendi de zaten bu artışı getirecek miydi?
  3. Bu kampanyada iyi sonuçlar alınmış olabilir, ancak bunları aldıran aksiyonlar ne kadar çizginin dışında fikirlerden oluşuyor?
  4. Eski kafa KPI’lar diye adlandırabileceğimiz, “ortalama anahtar kelime konumu” gibi istatistikler neden var? Arama hacmine göre ağırlıklandırılmamış bir hacim grafiği ya da ölçümleme kaynağı belirtilmemiş “visibility yüzdesi” tarzı metrikler soru işareti yaratabiliyor.
  5. Bu benim şahsi görüşüm, teknik tarafta yeterince güçlü olmayan kampanyalar çoğunluktalar. Ben daha çok teknoloji ve dijital pazarlama işbirliğindeki güçlü işlerden çok etkileniyorum. BigQuery’nin kullanıldığı, GTM’de kutunun dışında işlerin yapıldığı, SEO’da sadece tool verilerini değil API’leri de kullanarak farklı perspektiflerden bakan kampanyalar beni çok heyecanlandırıyor. Dolayısıyla sorumuz: teknik anlamda ne kadar derinlikli?

Kısaca bu beş soruya sıkı hazırlanmış, buna göre kampanyalar üretmiş olan kampanyaların başarı oranları oldukça yüksek.

EU Search Awards ile birlikte aslında hem UK hem de US’te böyle ödüller oluyor. EU özelinde değerlendirecek olursan, finale kalıp ödül kazanan birey/ajanslara ne katıyor? Orada ödül kazanmak neden önemli?

Şahsi görüşüm, ödül kazanmanın en güzel yanı bu işin arkasındaki ekiple beraber oraya gidip başarının takdir edildiğini görmek. Geçtiğimiz yıllarda MENA Search Awards’ta gecenin rekorunu kırarak 4 ödül ile dönmüştük. O projede emeği olan sevgili dostlar, Ezgi Gülsen Yaylı, Osman Mutlu, Ozan Ketenci, Erdal Çay, Mert Azizoğlu, Okan Çakır gibi değerli Zeo’lularla bu satışları Zeo’ya getiren Mehmet Aktuğ gibi arkadaşların hepsiyle yan yana bu başarıyı kutlamak büyük ayrıcalık.

Bunun dışında, bence bu derecede prestijli ödülleri kazanan ajansların markaların radarına daha kolay gireceğini düşünüyorum. Ayrıca bu ödüller, bence proje danışmanının da büyük işler çıkarmak için daha fazla motive olmasını istiyor. Kim CV’sine, sektörün Oscar ödülleri kabul edilen bir yarışmada büyük bir başarıyı eklemek istemez ki?!

2019’da EU Search Awards için katılan ve gelecek yıllarda katılmaya devam eden birey ve ajanslara rekabete uyum sağlayabilmek ve değerlendirmelerde dikkat çektirebilmek için ne gibi yeteneklere sahip olunmalı? Bir yargıç olarak ne gibi tavsiyeler verebilirsin?

Bir üst sorularda bu soruyu belki biraz yanıtlandırmış olabilirim ama burada detaylandırayım. Günün sonunda 100 farklı kampanyayı değerlendirmiş bir jürinin dikkatini çekecek şeyler, çoğunlukla kimsenin yapmadığı ya da odaklanmadığı heyecan verici şeyler oluyor. Çoğunluğu sektörün içinden olan jürilerin de hem kendi çalıştıkları ajans ya da markalarda görmediği şeyleri kampanyalarda görmesi çok heyecan verici oluyor. Kendimi tenzih ederek, gerçekten çok kaliteli ve global düzeyde başarılara sahip insanların yer aldığı bir jüride dikkat çekmenin de kolay olmadığını düşünüyorum.

Bu durumda ben başvuranların yerinde olsam, teknik derinliği yüksek olan başvuruları öncelikleyebilirdim. Örneğin, bir kampanyada R kullanarak link juice değerlerini matematiksel olarak hesaplamak heyecan verici olabilir. Veyahut, kelime gruplamada random forest kullanarak efektiflik sağlamak ve granüler düzeyde takip edilen bir kampanyadan daha güçlü insight’lar çıkarmak çok değerli fikirler olabiliyor. İlham için Utku Demirhan ve Erdal Çay’a teşekkürler 🙂

Son soru olarak biraz SEO’ya değinelim istedim. Neredeyse 15 yıldır bu sektörün içerisindesin. Önceki yıllarda SEO’da sadece bir iki çalışma yaparak başarı elde edilebilirken, şimdi çok daha zorlu ve uzun süreçlerde ayak uydurabilmek gerekiyor.

Asıl soruya gelecek olursam, kazanan bir SEO olabilmek için nelere adapte olmayı öğrenmemiz gerekiyor?

Röportajda bir çok dosta selam verme şansı buldum ama benim için çok değerli bir arkadaşım, Serbay Arda Ayzit’in bu konuda çok güzel bir sözü var. Geçtiğimiz haftalarda yaptığımız 2019’da SEO panelinde bundan bahsetmişti. SEO, bir tutku işi. Dünyadaki her iş kadar tutku işi ama bu biraz daha tutku işi gerçekten. Bir kez öğrenip her zaman bu bilgileri kullanabileceğinizi bir iş değil. Okumadığınızda köreldiğiniz, çevrenizde kaliteli iş yapan insanlar olmadıkça da kendinizi en iyi sandığınız bir iş. Bunun için mümkün olduğunca bu işi “sizden çok daha iyi yapan” insanları takip etmeniz gerekiyor. Biz Türkiye pazarında bu ego problemlerini aşamadığımız için, Rand Fishkin gibi insanlar da her zaman kendilerinden daha iyi olanların varolduğunu sahiplendiği için bizlerden farklı olabiliyorlar.

Özetle SEO’da güçlü olabilmek, çok klişe olsa da “bu işi gerçekten sevmekten” geçiyor. Bu yazıyı bir klişe ile bitirmemek için, her gün kendi kendime kariyerim konusunda jürilik yaparken sorduğum bazı soruları sorarak bitirmek istiyorum.

SEObyTheSea’de yeni bir yazı çıktığında, bu yazıyı okuyup ilgili patenti anlamasınız da okuyarak bir şeyler kapmaya mı çalışıyorsunuz – harika! Bir rank tracker’ın size verdiği raporları beğenmiyor musunuz? API’sini kurcalayıp bir yerlere bağlayabiliyor musunuz?

Kodlama bilmeseniz de bunu KNIME ile yapabileceğinizi düşünerek değerlendiriyor musunuz? Her gün ProductHunt’ı ziyaret edip, ben müşterilerime daha iyi deneyimi yaşatacak araçları nasıl tespit ederim diye düşünüyor musunuz?

CSV dosyasını aldınız, 1M’den fazla satır var – bunu nasıl Excel’de açacağım diye düşünürken, bunu basitçe UNIX’te split komutu kullanarak parçalayabileceğinizi düşünebilecek kadar geniş bir merakınız var mı? Veyahut bunu SQL ile rahat yorumlarım diye düşünüp, bilmiyorsanız bile SQL bilen bir arkadaşınızı sıkıştırıyor musunuz? Excel’de hiç Pivot Tables’ı kurcaladınız mı? VLOOKUP’ı bir kez tutorial’larını izleyip sonra nasıl kullanacağını unutmayanlardan mısınız yoksa unutanlardan mı?

Çok görünerek tanınan bir SEO uzmanı mı olmak istiyorsunuz, yoksa bilgisiyle sayılan birisi mi olmak istiyorsunuz? Bu sektörde 6 aydan fazla süredir varsınız ve İngilizce bilmiyor musunuz – ya da bunu öğrenmek için bir çabanız var mı?

Hangi podcast’leri takip ediyorsunuz? SlideShare’de en son hangi konferansın sunumlarını incelediniz? Brian Dean’in tüm rehberlerini, Whiteboard Friday’in bir çok bölümü, Ahrefs’in blogunu okuyor/dinliyor musunuz? Boş kaldığınız her an Audible’dan bir kitap dinlesem ya da Blinkist’ten çerez niyetine bir kitap özeti okusam mı diyor musunuz?

Bilgisayar başında kullanmadığınız kısayolların size kaybettirdiği zaman sizi rahatsız ediyor mu? Vaktinizin çoğunu harcadığınız sosyal medya platformlarında harcadığınız vakti gerçekten ölçüyor musunuz? Bir günü bitirdiğinizde saatlerinizi neye harcadığınızı anlayabilecek bir time tracking stratejiniz var mı?

Bir SEO konferansı yapılıyorken, orada olamıyorsanız bile tweet’leri takip etmek, sunuları incelemek sizin için bir yük mü yoksa gerçekten eğlendiğiniz bir aktivite mi?

Bazıları oldukça spesifik olan bu soruları ben de herkes kadar kendime soruyorum. Cevaplarınızın hep olumlu olması dileğiyle!