Dağ bisikleti alalı daha 1 ayını bile doldurmadı ama sürüşler son sürat devam ediyor. Önceki yazımda ilk haftalarda bisikleti almam ardından Balıkesir ilinde bulunan Marmara Adası’na gidip 51 km’lik bir sürüşü yapmıştım. Adadan ayrıldıktan sonra Istanbul’a tekrar dönerek belirli rotalarda bisiklet sürmeye devam ettim.

Istanbul gibi büyük ve sürekli hareket eden bir şehirde dağ bisikleti sürmek bir hayli zorlu mücadele, artık böyle tanımlıyorum. Birazdan bunun nedenlerini açıklayacağım. 1 ay gibi kısa bir sürede dağ bisikleti sürüşü ile ilgili tecrübeler paylaşmak haddime olmayabilir ama başlangıç yapanlar için belki bir nevi faydalı dokunuşlar olur. Gelelim maceraların asıl gerçek hikayelerine;

Asfalt Yollarında Bisiklet Sürmek

Marmara Adası’ndan döndükten yaklaşık 4 rota sonrasında, Fatih-Bebek arası yeni bir rota çizmiştim. Malum Fatih’ten Ortaköy’e kadar bisikletçiler için ayrılmış özel bir yol bulunmuyor. Ben de arabaların sürdüğü en sağ şeridinden (yani 1,5 metre hakkımız olan en sağ şeridinden bahsediyorum. Madde 46.) bisikleti sürdüm. İlk olarak yaşadığım olay, daha ışıklara varmadan yolda arka kapıyı açan biri, yavaş sürmeme rağmen çarpmama neden oldu. Bisiklete ufak bir çizik verdi sadece, bu yüzden yoluma devam ettim. Beşiktaş’a vardım, arabaların ve şeritlerin en yoğun olduğu bir yerde çok temkinli olmamak elde değil. Öğle saatlerinde önümde olan bir araba herhangi bir sinyal vermeden sağa dönmesi ardından bana çarpıp birkaç metre yerde sürükletti. Yani anlayacağınız asfalt yolunda bisikletle ilk yaşadığım kazalardan biri. Yaşadığım anı Twitter üzerinden kısaca anlatarak IBB Beyazmasa’yı mention’ladım.

Olay yerinde beni yerde gören insanlar yanıma koşarak yardım etti. Yerden kalkamayınca ambulans çağırıp hastaneye görütüldüm. Hayatımda ilk defa bir ambulansla hastaneye götürülüyordum oysa. Hastanelerden tiksinen biri olarak (iğne vurmaları bile birkaç dakika sürdü, o kadar tiksiniyorum) bu benim için gayet normal bir durum. Birkaç yara dışında herhangi bir kırık çıkık olmadı şansıma. Ama bu sürüşün bana verdiği en büyük ders, asfalt yollarına çıkmadan önce 2-3 kez düşünmek. Ya çok erken sabah kalkıp bisiklet süreceğim ya da bisiklet yollarını tercih edeceğim. Elbette bu Istanbul ve benzer şehirler için geçerli, aklımda başka planlar var.

Kask Olmadan Bisiklete Binmek Yok!

YouTube videolarında gezinmeyi seven biri olarak, günün neredeyse 1 saatini video izleyerek ayırıyorum. Takip ettiğim belirli kanallar var, karşıma gelen ise şöyle bir video vardı.

Videoyu izlediğinizde çok daha iyi anlayacaksınız ama kısaca anlatayım. Videoda kaza yapan adamın kaskı olmasaydı küçük bir kaza yüzünden hayatına son verebilirdi. Sonunda verilen bir mesaj var: “Wear a helmet” (Kask takın). Yaşadığım kazadan sonra beni çok motive etti ve hemen sonraki gün mağazaya uğrayım kask aldım. Dağda bisiklet sürmeseniz bile, yollarda sadece bir araba değil, insan, kedi, taş ve her ne engel varsa bunlar yüzünden bile ciddi bir şekilde yaralanabilirsiniz. Siz de en iyisi emniyette kalın!

Bisikleti Park Etme Sorunsalı

Şimdilik Istanbul gibi bir şehirde digital nomad’lık yaptığım için gün içerisinde belirli yerlerde bilgisayarı alıp çalışmaya gidiyorum. Nomad List’in üyelerine göre Istanbul göçebelik yönünde 3,35 puanına sahip olup, 22. sırada yer alıyor. Herkesin farklı görüşleri var, zaten birçok veriye ulaşabiliyorsunuz. Bence puanı oldukça makul bile kalıyor.

En sık uğradığım yerlerden biri Kadıköy, turistik anlamda gelişmiş bir bölge olmasına rağmen bisikleti park edecek yer yok! Nereye koysam ki gözüm önünde olsun, kimse çalmasın diye bakınıyorum etrafta ama direkler dışında başka bir şey görmüyorum. Mecburen direklere kitleyerek bırakıyorum. Bu sefer de düşer mi, yürüme yoluna engel olur mu, arabalar çarpar mı diye bakmak zorunda kalabiliyorum. Bisikleti park edecek yerler yok değil ama hiç de yakın değiller. Bazı Starbucks’larda olabiliyor, örneğin Caddebostan’daki. Eğer siz de remote/freelance çalışan ve bisiklet süren biriyseniz gideceğiniz mekanların park yeri var mı bakınız derim.

Vapurun İlk Katın Dişarısında Bisikleti Kitlemeyin!

Marmara Adası’na giderken bisikleti ikinci katın dişarısında kitlemiştim. Herhangi bir problem olmamıştı ama dönüşte ilk katın dişarısında bıraktım. Denizin şiddetli dalgaları bisiklet üstüne gelerek, denizin tuzlu suyu bisikleti yıkadıktan sonrası olanlar oluyor. Bisikletin her tarafı yağlı ve tuzlu şekilde vapurdan ayrılınca silerek geçeceğini sanmıştım. Ancak birkaç gün sonrasında baktım tuzlu ve kireçli olan her tarafı çürümeye başladı, disk freni rahatsız edici ses çıkarmaya başlamıştı.

Şöyle bir görüntü vardı. Açtım Google’ı ve araştırmaya başladım, nasıl temizlenir konsunda. Pek emin olamadım ve bisikleti aldığım yere giderek sordum. Atölye’de bu kireçli olan tüm yerleri “Förch Fren Balata Genel Temizleyici” isimli bir spreyle temizlediler. 1 gün geçti ama pek işe yaramadı, halen garip garip sesler çıkıyordu. Evde kendi imkanlarımla, su ısıttım ve birkaç bezle silmeye başladım her tarafını. En azından her tarafını pırıl pırıl yaptım. Sonuç olarak denizin tuzlu suyu yüzünden bisikletin disk freni yağlandığı için bozuldu ve değiştirmek zorunda kaldım.

Dağ bisikleti ile keşfedilesi, sürülesi daha çok yol var. Tüm rotalarıma Strava’da yer veriyorum başladığımdan beri, takipte kalalım efenim.