Hey, var olan ve bunu okuyan kişi.

Yazıma başlarken öncelikle şunu belirtmek istiyorum, amacım bunu yazıp biraz içimi hafifletmek ve biraz da ne yaptığımdan haberdar olmanızdır. Herkese açık bir blog sitesi olduğu için kendi kendimle konuşmak da olmaz. Öyle olsa zaten ya şifreli takılır ya da saklı bir yerde karalardım.

Son zamanlarda oldukça yoğunum. Daha 1 ay öncesinde çocukluğumu geçirdiğim memleketimden(Kişinev, Moldova) döndüm. Tam 1 ay boyunca tatil yaptım desem yalan olmaz. Kafamı bir şekilde boşaltıp oluruna bırakmak istedim. Ne var ne yoksa hepsini bir kenara koyup sadece kişisel düşüncelerim üzerinde durakaldım. Elbette içimden delice fikirler çıktı ancak her birini yapabilmem için zamana ihtiyacım var. Tarık Buğra‘nın şöyle bir sözü var;

Elinden geleni -elbette- yapacaktı. Ama elinden gelmeyen ve gelemeyecek olan o kadar çok şey vardı ki.

Gerçekten de öyle. Aklımda o kadar çok proje var ki, hangi birini gerçekleştirsem diye düşünürken yazılım bilmediğimi bir kez daha hatırlıyorum. Öğrenmek istiyorum, hatta kafayı ağır basıyorum ki öğrenebileyim ama eminim tek başıma başaramayacağım ve birine veyahut bir eğitim kurumuna ihtiyacım olacak. Dijital pazarlama sektörüne atılırken bu kadar çok şey bilmeye ihtiyaç duyacağımı hiç tahmin edememiştim. Dijital pazarlama sektörüne gireli 4 yılı geçti neredeyse ve sürekli yeni bir şeyler öğrenmek, bildiklerimi tazelemek adına ilgili birçok etkinliğe, konferanslara ve eğitimlere katılıyorum. Faydalı bulduğum birçok yere kendimi alıp uykusuz, yorgun ve bitik olsam da gidiyorum. Güzeldir bir şeyleri öğrenmek, insanların düşüncelerini dinlemek ve cevabını bilmediğim sorulara yanıt alabilmek.

Memleketteyken neler yaptım?

Tam bir tanımı yok, aklıma ne estiyse onu yaptım. Hür biriyim ve ne yapacağım belli olmaz. Ama genellikle arkadaşlarımla vakit geçirdim, çok özlemiştim onları. Çocukluk dostum(sanavabiç Pedro) yanımda deli gibi kod dökerken ben kahvemi yudumluyor arada birkaç iş yapıyorum arada fikirlerim üzerinde düşünüyordum. Sıkça Tucano Coffee‘yi ziyaret ederdik, Cannabis kahvesini çok severiz de. Doğuduğum günün tadını çıkardık, harika günlerdi işte.. Çok da şey yapmak istemiyorum 🙂

Yukarıdaki menüde yer alan “Macera Günlüğü” bağlantısını tıklarsanız fotoğraflı dünyama ulaşabilmeniz mümkün olur.

Şu an ne yapıyorum ve ne yapacağım?

Açıkçası standart bir cuma günü olarak kendimi bir kafeye attım ve her zamanki gibi kulaklığımı takıp müzik dinliyorum.

Dinlediklerimi merak edenler olursa Spotify profilimden inceleyebilir.

Yukarıda Tucano Coffee’de sıkça uğradığımı söylemiştim. Orada ise Ruslan Cojocaru adında bir kişiyi çok sık görüyordum. Bir gün merak ettim neden bu kadar çok uğradığını, ne işler çevirdiğini vs. Sonra da öğrendim ki mekanın sahibi oymuş. “Vay be!” dedim ama onunla tanışamadım bir türlü. Sürekli birileriyle görüşüyordu, sanırım iş görüşmesine gelen kişilerdi. İlginç değil mi? İş görüşmesi için kafe’de buluşmak. Elbette aklıma ilk gelen şey onu Facebook’ta ekleyip tanışmaktı ve onunla röportaj yapmaktı. Öyle de yaptım, onunla tanıştım ve şimdi de merak ettiğim tüm soruları e-posta adresine ilettim. Yani anlayacağınız, yakında Picardes’te Tucano Coffee’nin CEO’su ile röportajı okuyacaksınız! Elbette kendisi Türkçe bilmediği için sorularımı Romence sordum ama ben Türkçe’ye çevirip buraya paylaşacağım. Daha önce bunu yapmıştım, SEMrush‘ta çalışan Anastasia Sidko ile Rusça röportaj yapıp Türkçe’ye çevirmiştim. Bu uğraşılara değer diye düşünüyorum, zamanımı boşa asla harcamayı sevmem, uyumayı sevmediğim gibi.

Bunun dışında, Mart ayına sayılı günler kala sevindirici bir haber aldım; Bu yıl gerçeşecek 14. MEC Business Seminar‘dan olumlu dönüş aldım. Normalde etkinliğe sadece üniversite öğrencileri katılabileceğini belirtildi ancak ben yine de mail yollayıp katılma isteğinde bulundum ve beni kırmayıp, CV’mi inceleyerek karar vereceklerini söylediler. #HayalleriOlanlar adlı bir hashtag’ı var bu etkinliğin, e benimde hayallerim var ve gerçekleştirmek için daha bir sürü şey öğrenmem gerekiyor. Öğrendiklerimi depolayıp zamanla hayata geçireceğime inanıyorum.

Inanılmaz bir şekilde seri dizi izlemeye başladım. O kadar seri ki, 2 gün içinde Netflix’teki Travelers dizisinin 1. sezonunu bitirdim ve şimdi The OA ve Sherlock Holmes(The game is on) dizilerini izlemeye başladım. Sanıyorum 2-3 haftaya biter. Tabi bunun yanında kitap da okuyorum, günde ortalama 30 dakika ayırarak köşemde yer alan kitapları bitirmeye çalışıyorum. Şimdi Robert Cialdini‘nin yazdığı İknanın Psikolojisi adlı kitabının yarısına geldim. Bitirdikten sonra aynı kitabın çizgi romanını okuyacağım.

İzlediğim filmlere Letterboxd profilimden ulaşabilirsiniz.

Bu kadar şimdilik, ben biraz daha çalışayım sonra yeniden burada olacağım. 🙂

Var olun!