Hayat, ne ilginçtir bazen. Bazen şelale gibi akarken, bazen olduğu yerden hiç hareket etmiyor. Aktığı zaman bir sürü şey karşına geliyor, durduramıyorsun ama gideceği yönü belirlemelisin. Hareket etmeyince de zorluyorsun bir şeyler olsun artık, olmuyor. Zamanın değeri bilinmiyor. Arkadaşlığın, ortamın, hatta ve hatta Dünya’nın.

Son zamanlarda neler yapabileceğimi konusunda karar verebilmiş değilim, henüz. Video üretmeye başlamıştım, durdum. Hayalimden biri olan Dünya’yı gezmekti, her şeyi bir kenara bırakıp gidesim var, halen bunun üstünde düşünüyorum. Ne yapsam? Nereye gitsem? Ne yaparım? gibi onlarca sorular geçiyor aklımda, askıda kaldı. İkinci memleketime(Moldova) gitmiştim koca 1 ay boyunca, kışın orada olmayı çok seviyorum. Yine gidesim var, gerçek arkadaşlığı özlüyorum. Burada bulamadığım değeri belki de orada bulduğum için gidiyorumdur. Belki de çocukluğumun bir parçası orada kaldığındandır.

Yalnızlık, içimde olan bir şey, kurtulmayı hiç denemedim. Çünkü gerçekten bazen çok iyi geliyor. Ama bir diğer yanım sanki sevgi arıyormuş gibi, ne sevgisi, git konuş birileriyle işte. Yapmıyor değilim, geçen yolun kenarında gitarla cadde’yi şenlendiren birinin yanına gittim, onu dinledim. Gitar sesi bitti, yanına yaklaşıp bana birkaç şey öğretmesini istedim, öğretti de. Öğreniyorum, öğrenmeyi seviyorum.

Bugün 9 Mayıs, Rusya’nın zafer günü. Belki de o kurtuluş olmasaydı, ben de olmazdım. Ne de olsa Rusya’daki en soğuk şehirler’inden birinde doğdum; Tomsk.

Şarkılar, dinlemeyi çok severim. Dinlediğimde delice hareketler edebilirim. Şarkının hakkını ver diye bir şey vardır belki, hah işte ben de kendimce vermeye çalışıyorum.

İşte bunlar beni ayakta tutanlar…

Geziyorum; nereye gittiğimi bilmeden. Sevdiğim yerleri hiç not etmem ama aklımda tutarım. Her zaman sevdiğim yerlere gitmem. Çünkü sevdiğim yerlere sürekli gider gezersem basitleşir. Sürekli mutlu olursan artık mutlu olmaktan sıkılırsın. Ya da her daim paran var, zenginsin. İşte zengin insanlar bu yüzden paranın önemi yok derler. Çünkü artık ceplerinin ve bankalarının dolu olmasından sıkılmışlar. Çoğu zaman gezdiğim yerleri Instagram’da paylaşırım.

Şarkı dinliyorum; gittiğim yerleri, yaşadıklarımı ve olduğum yeri yeniden hatırlayabilmek için. Dinlediklerimin çoğunu Spotify Ruhumun Başkenti adını verdiğim çalma listeme ekliyorum.

Çiziyorum; ne çizdiğimi bilmeden. Pablo Picasso değilim ama çocukluğumda güzel çizimler yapardım. Hoşuma da giderdi. Hele ki Leonardo da Vinci hiç değilim. Mona Lisa tablosunu çizebilmesi için 140 kere hata yapmış. Ben ise, bir şeyler çizerken hata yapmaktan korkmuyorum. Ne de olsa bir yerlerde yer alacağı için heyecanlanmıyorum. Öylece masamın bir köşesinde duruyor.

Yazıyorum; Anılarımı ve yaşadıklarımı. Roman ismimin hakkını vermeye çalışıyorum bir nevi. Bu yazdıklarım bazen Şiirler olabiliyor, bazen de birkaç sayfalık hikayeler.

Okuyorum; Rafımda bir sürü kitap var, bazılarını okudum, bazılarını yarım bıraktım ama okumaya devam edeceğim. Kitap ekleme platformlarına pek güvenemiyorum nedense, o yüzden artık raf’taki bütün kitaplarıma buraya yer vereceğim.

İzliyorum; Netflix’te karşıma gelen ve hoşuma giden her şeyi izlerim. Şu sıralar Arrow dizisini izliyorum. The OA, The 100, 13 Reasons Why, Masters of Sex, Sherlock gibi dizileri bitirdim. İzlediğim filmlere de Letterboxd platformunda yer veriyorum. Ara sıra da sinema’ya giderim, biletlerini biriktirip anılarla dolu bir kutuya atıyorum. Açtıkça yeniden hatırlamak için.

Öğreniyorum; Bana fayda edecek her şeyi öğrenmeye çalışıyorum. Bu bilgi olabilir, insanları olabilir, yeni bir dil de olabilir. Son zamanlarda İngilizce dilini kafaya taktım, sürekli geliştiriyorum. Tam olarak hiçbir dil bilmiyorum ama bildiklerimi hakkımda sayfasında yer vereceğim. Öğrenmenin ne sonu, ne de vakti vardır. Yaşadığım sürece sürekli bir şeyler öğreneceğim.

Çalışıyorum; Beni ayakta tutan en önemli şeyden birisi aslında budur, çalışmak. Sevdiğim işi yapıyorum. Müşteriyi memnun tutmak ve onu zirvelere taşımak benim işim, basitçe.

Hayatımın bir parçası olan Picardes’i ayakta tutarken kendimi de tutmuş oluyorum aslında. Ne kadar ziyaret ediliyor, kimler yazdıklarımı umursuyor hiç bilmem. Bunu bilseydim ona göre davranırdım herhalde. Nafile.

Picardes’te bi’kahve ısmarlamak ister misin diye bir sayfa açtım, sağolsunlar ilgilenenler de oldu. Bundan sonra da aklıma gelen bütün iyi fikirlere yer vermeye çalışacağım.

Öyle işte, şimdilik benden bu kadar. Sağlıcakla kalın!