Berfin’in sosyal medya hesaplarını ilk gördüğüm zaman herhalde sadece bir uzay hayranıdır sadece diyip geçtim. Ancak öyle olmadığını NASA‘dan gelen Umut Yıldız’ın düzenlediği etkinliklerden anladım. Meğerse Berfin, NASA’yı ilerideki en büyük hedef olarak görüyor. Elbette bu durum ilgimi çekti ve kendisiyle tanıştım. Zaman geçtikçe kendisinin ne kadar hırslı biri olduğunu ve amacına doğru ilerlediğini gördüm. Eminim sizde bu röportajı okuduktan sonra çok iyi anlayacaksınız 🙂

Hey, Berfin! Bize kendini tanıtır mısın? Kimsin, ne yaparsın, nelere ilgi duyarsın?

Merhabalar! Ben Berfin Dağ, 17 yaşındayım ve Mardin’de yaşıyorum. Bu sene liseden mezun oldum ve üniversite sınavlarına girdim. Genel olarak derslerim dışında çizimle ilgilenirim, yağlı boya denemelerim olsa da daha çok karakalem çizimler ve minimal şeyler çizerim. Onun dışında, müziğe de ilgim var ve gerçekleştirmek istediğim şeylerden biri de piyanist olmak, piyano çalmayı çok istiyorum yıllardır ama ertelemek durumunda kaldım ve onun yerine küçük yaşta gitara başladım, gitar çalarım hala, bir kaç kere sahne aldığım oldu. Bir de, tiyatroya ve oyunculuğa aşığım. Ilk tiyatro derslerine katıldığımda 10 yaşındaydım, ve lise hayatıma kadar devam ettirdim. Her yıl sene sonunda sahne aldım. Bu sene sınav için ara vermiş olsam da, ileride mutlaka tiyatroya devam etmek istiyorum. Çeviri yapıyorum kendi çapımda, bilimsel makale çeviriyorum bazen. Hem bilime hem yabancı dile olan ilgimden dolayı çok zevk veriyor bana bu iş. Belgeseller izlerim kitap okumayı çok severim, bilim, teknoloji ve sanatla ile ilgili her seye hayranım. Kısacası kendimi her alanda geliştirmek, çocukluğumdan beri en büyük amacım.

Yaptığın çizimleri merak ettim, birkaç tanesini bizimle paylaşır mısın?

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Seni bilimi sevmene iten şey neydi? Şimdiye kadar yaptıkların ve ileride bu konuda neler yapmak istersin?

Bir şeylerin farkında olma hissi çok güzel ve ben ortaokul fen derslerinde bu hissi tatmaya başlayınca daha çok şey öğrenmek istedim, liseye geçtim ve şimdi hayatımı buna adamak istiyorum. Bulunduğunuz gezegende veya başka gezegenlerde olup bitenleri bilmek veya araştırmak hayata farklı bir açıdan bakmanızı sağlıyor, çünkü ufkunuz genişliyor ve bunun sonu olmadığını, bilim sayesinde zihninizdeki açlığı sürekli gidebileceğinizi ama bu açlığın giderildikçe de arttığını farkedeceksiniz. “Kuşların hangi yararlı amaç uğruna öttüğünü araştırmayız, çünkü ötmek onların zevkidir. Kuşlar bunun icin yaratılmışlardır. Bu nedenle insan zihninin de evrenin sırlarını arşınlama zahmetine niçin katlandığını sormamalıyız… Doğa gizemle dolu o denli değişik hazineyle kaplıdır ki, bütün bunlar, insan zihninin hiçbir zaman taze gıdalardan yoksun kalmaması için yaratılmışlardır.” demiş Johannes Kepler. Sanırım bu yüzden araştırma ve öğrenme sevgisiyle başladığınız şey bir süre sonra hızınızı alamadan merakınızı arttıran ve öğrenme ihtiyacı hissettiren şeylerle doluyor. Şimdiye kadar bu bilinci yaymak için yaptığımız en önemli şey, içinde en ufak merak ve ilgi olan gençleri hemen yanımıza alıp, farklı farklı gruplara dahil ederek münazara ortamı oluşturmak oldu.

Kurduğumuz uzay bilimleri gruplarında herkesin herkese faydası dokunuyor. Birileri teleskop kurulumu hakkında tavsiye verirken diğeri gözlemleyebileceği gök cisimlerinden söz ediyor. Çoklu evrenlerden genel göreliliğe, tüm konular konuşulabiliyor çünkü herkes en azından bir fikir sahibi. Kendimiz gibi gençleri bir araya getirmede en büyük amacımız, kendi okullarında yaptıkları işin ilgi görmemesi sonucu vazgeçmelerini istemememiz. Ben bu durumdan kurtuldum bu sayede. Kendim gibi insanlarla tanışmasaydım, bilimi meslek edinmeyi düşünmüyordum. Umut Yıldız‘in verdiği destekle hem ben ufkumu genişleterek büyük düşünmeye başladım, hem de başkalarının da bu şekilde ilerlemesini sağladım. Bu yüzdendir ki arkadaşlarımın çoğu Türkiye’nin başka yerlerinde, çünkü çoğu benle aynı hayalleri ve hedefleri paylaşıyor. Sanırım sosyal medya’nın bize en büyük faydası bu ve biz bunu sonuna kadar kullanmaya devam ediyoruz. Yakında projelerimizi paylaşacağımız bir site de açılacak ve hepimiz kafamıza üretip çevremizdekilerin saçma bulduğu projeleri orada paylaşıp fikir almaya ve geliştirmeye başlayacağız. Ekipçe gözlem şenliklerine katılıp bu sayede bir araya gelmeyi de planlıyoruz. Kafamızda yapmayı planladığımız çok şey var, ekip genç beyinle dolu 🙂

Bilimi seven her insan, Uzaylıların var olduğuna az çok inanıyor/şüpheleniyor. Peki ya bu konuda sen ne dersin? Sence neredeler ve nasıl görünüyorlar?

Bunu anlamak için bilimi sevmeye ve yakından ilgilenmeye gerek yok, ne kadar büyük bir evrende milyarlarca galaksiden sadece birinin içindeki bir toz parçası büyüklüğünde bir yerlerde olduğumuzu farkeden insan bu muazzam düzenin içinde yalnız olduğumuza inanmayacaktır. Dolayısıyla, ben de bizim dışımızda bir yerlerde canlı yaşamı olduğuna inanıyorum. Bizden zeki veya bizim gibi, veya bizden küçük, belki mikroorganizma, ama bir yerlerde yaşıyorlar. Biz onları bulur muyuz emin degilim ama şimdiye kadar onların bizi bulup dünyamızı ziyaret ettigini iddia eden ve fotograflarla desteklemeye çalışan hikayelere inanmıyorum. Genel olarak kafamızdaki uzaylı silueti bellidir;

Berfin Dag - Uzaylilar Cizim

Çizim: Berfin Dağ

Kocaman gözleri var ve uzun kollara, parmaklara sahipler. Gerçek olduğuna inanıyor olsaydım benim kafamda da bu şekilde canlanıyor olurdu ama değil, henüz bir ipucuna sahip olmadığım için kafamda canlandıramıyorum onları. Mikroorganizma halinde başka gezegenlerde hatta bizim güneş sistemimizdeki gezegenlere bulunma ihtimalleri de yüksek. Ama omurgalı ve zeki canlılar ise onların nasıl göründügü hakkında onları görmeden fikir edinemiyorum. Ama küçükken, sanırım 6. sınıfa gidiyordum, sokaklarda “Uzaylılar nasil görünüyor?” diye anket yapmıştım elimde kağıt kalemle. Herkes hepimizin bildiği temsili uzaylı suratı çizmişti. O zamanlar bile “Bu kadar insan bundan nasıl da emin, görmüş gibiler” diye düşünüyordum. Bir kişi bile “Görmedim ki bileyim.” demedi 🙂

Yapım aşamasında olan projeniz hakkında bilgi verebilir misin? Konusu neyi içeriyor, insanlara nasıl bir faydası dokunacak?

Umut Hoca ve ekibi, #HayallerinizinMektubu etkinliğinden beri gerçekleşmesini istediğimiz bir şeyi gerçeklestirmek üzere. Mektup etkinliği Umut Hocayla yaptığımız ilk etkinlikti ve yüzlerce genç, hayallerinin mektubunu yazıp yollamıştı. İlgili bu kadar insanın olması tabii çok mutluluk verici oldu ve bağı koparmamak için gruplar kurduk, beraber konuşmaya ve fikir alişverişlerine başladık. Umut Hoca da fikirlerimizi proje haline getirip alacağımız desteklerle geliştirebilmemiz icin, Hedef Mars adlı bir proje başlattı. İçeriğine ve sosyal medya yöneticiliğine yardım ettiğim proje başladığı anda, herkes bize katılabilecek ve fikirleri değerlendirilecek. Sitesi (hedefmars.org) yapım aşamasında olan projeyle beraber daha büyük kitlelere ulaşmayı ve yeni fikirler üretmeyi hedefliyoruz. Projelerle ilgili yarışmalar da olacak ve belki de bazıları hayata geçirilecek… Açıkçası ben çok heyecanlıyım.

NASA, 2035 yılında Mars’a insan gördermek için çalışmalar sürdürüyor. Eğer sende onların ekibinde olursan, Mars’ta yaşam olması için ne gibi tavsiyelerin olur?
Marsta yaşam olabilir mi?

Mars’ta Yaşam

Aslında NASA 2035’te göndereceği kişileri şimdiden az çok belirliyor ve eğitimler veriyor. Ama varsayalım ki ben de o ekipteyim ve Mars’ı araştırmak üzere Mars’a gönderildim. Gerçekleşmesini istediğim ilk şey kendi projelerim tabii, arkelerle(Mikroorganizma) beraber bakteriyel yaşamı başlatabiliriz ve toprağın belli bir kısmını verimli hale getirip tarım da başlatabiliriz. Radyasyonla ilgili büyük problemlerimiz olabilir bu yüzden fotoğraf’taki gibi kapalı alanlarda işleri yürütmemiz gerekebilir. Hatta bu şekilde bir fanus içinde Dünya yaşamı bile deneyebiliriz ama dediğim gibi, kendi havanıza ihtiyacınız var. Sıvı ihtiyacını Mars’in kendi suyundan sağlamamız çok büyük avantaj olur bunun için de kutuplardaki kuru buzun altında kalan su buzunu kullanmak için bir şeyler denenebilir, bu konuda da projelerimiz var. Şimdilik zor görünse de teknolojiyi yanımıza alarak çalışıyoruz ve üretmekten vazgeçmiyoruz 🙂

Yeni bir projeye adım atarken nelere dikkat edersiniz? Bu konuda kendinizi nasıl hazırlıyorsunuz?

Tahmin edersiniz ki bir konuda proje üretmek istiyorsak, öncesinde konu hakkında gerekli bilgilerim tümüne sahip olmamız gerekir. Ardından, benzer projelere göz atar, eksiklerden yola çıkarak yeni fikirler üretmeye çalışırız. Bu konuda bir ekibe sahip olmak büyük avantaj çünkü kısa sürede çokça bilgi ediniyoruz, araştırmalar daha geniş kapsamlı oluyor. Gerektiği yerlerde hocalarımızla iletişime geçiyoruz ve fikir alıyoruz. Projelerin temeli sorunlara dayandığı için sorunu çözmeye odaklanarak aynı sorunun farklı çözümlerini birleştiriyoruz. Proje yarışmalarını da yakından takip ediyoruz. Bu tür konularda size rehberlik eden birilerinin olması çok faydalı olur.

Kimlerden ilham alırsın, hangi belgeselleri takip edersin?

İlham kaynağım büyük bilim insanlarıdır, büyük bir Stephen Hawking hayranıyım. Genelde Stephen Hawking ve Carl Sagan kitapları okurum. Ronald Fisher ve Richard Dawkins de var tabii ki ilham aldığım. Şöyle liste haline getirecek olursak;

  • Galileo Galilei
  • Isaac Newton
  • Charles Darwin
  • Einstein (Bilimin babası sonuçta, en büyük ilham ondan gelir normal olarak)
  • Richard Feynman
  • Brian Cox
  • Aziz Sancar (tabii ki hemşehrimi de ekleyecektim)
  • Leonardo Da Vinci (Son olarak kendisi hakkında araştırma yapıp belgeseller izledikçe başka evrenlere gidip geldiğim ve çok büyük hayranı olduğum)

Belgesel konusuna gelirsek, tabii ki ilk olarak Cosmos. The Choice is Ours, Humans, Kurtuluş yada Yokoluş, Home, Bilimin Ta Kendisi: Derin Uzay Sondaları, Yeni Büyük Patlama, Evrenin Ötesinde: Çoklu Evren gibi belgeselleri de çok beğenmiştim.

İlham aldığın kişiler gerçekten tarihe damga vurdu, Aziz Sancar halen devam ediyor. Onlar olmasa kim bilir bu kadar değişen bir Dünya’da var olabilir miydik..? Peki sence Türkiye’de, Aziz Sancar gibi insanların az olmasından dolayı mı Bilim gelişmiyor, nedir bunun asıl sebebi?

Türkiye’de bilimin gelişmesine izin verseler gelişecek zaten de! Bu konuya dair bir çok sebep sunabilirim size. En önemlisinden başlıyorum;

  • Okulda aldıkları ezberci ve sıkıcı eğitim yüzünden öğrenciler okuldan ve derslerden nefret ediyor. Okula zorla gidiyor. Halbuki bilimin temeli okulda aldığımız derslerle atılır ama her şeyi ezberletip, sınavlarda da iyi ezberleyenin öne geçtiği bir eğitimle kimsenin derslere ilgi göstermesini bekleyemeyiz. Açıkcası ben de okuldan ve okul derslerinden nefret ediyorum. Okulda Doppler Etkisinin formüllerini tahtaya yazıp geçen öğretmenlerden sonra eve gelip Doppler Etkisi ile ilgili belgesel izliyorum ve ikisi arasındaki farkı görüyorum. İki dakikalık belgesel bana Doppler Etkisini 8 saat konuyu anlatan öğretmenden daha çok öğretebiliyor. Biz derslerden sıkılmayalım da kim sıkılsın ki? Fiziğe aşık bir insan olarak okulda fizik dersinden nefret ediyordum çünkü zorlanıyordum. 10.Sınıfta fizik notlarım inanılmaz derecede düşüktü. Hatta yakın zamandan örnek vereyim, öğretmen açığı olduğu için biyoloji dersimize laboratuvarda çalışan bir biyolog giriyordu. Konuyu gayet güzel anlatıyordu çünkü anlamamız için anlatıyordu, olaya hakimdi. Ama kitabımızdan soru götürdüğümüzde çözemiyordu çünkü ezber yapmamıştı bugüne kadar. Eğitim fakültesinden değil temel bilimlerden mezun olmuştu ve “Bize ezber yaptırmıyorlar, deneyle ve gözlemle öğreniyoruz.” dedi. Bilim budur, böyle öğrenilir. Matematik derslerinde formüllerin nereden geldiği öğretilse inanın daha başarılı olunur ama biz sadece formülleri ezberlememiz gerektiğini öğreniyoruz. Öte yandan, sanat ruhlu biri bile bu dersleri görmek zorunda kalıyor. Herkes aynı konu hakkında yetenekli ve ilgili olmak zorunda değil. İnanin bu bir işkencedir, bunu aşmadıkça eğitim sistemimiz bir işkence olarak kalmaya devam edecektir.
  • Teknolojiyi ve sosyal medya’yi bilinçsiz kullandıkları için çocukların kendini geliştirme imkanı olmuyor. Babam hep söyler, “Teknoloji dünyanın en büyük nimetlerindendir ama kullanmayı bilmedikçe hayatinizi zehir eder.” Eğer çocuklar ve gençler bu bilince sahip değilse, yardım edilmeli. Televizyon’daki saçma sapan dizileri, yarışmaları izlemektense biraz olsun belgesel izleyebilmeli insanlar. Ki bu konuda en büyük sorumlu aileler oluyor. Sürekli dizilerden söz eden insanlar gördükçe inanin üzülüyorum. Sonsuza dek yaşamayacaksınız, varolan ömrümüzü bize faydası olan işlerle ve insanlarla geçirmek yerine dışı çekici ama içi boş şeylerle ilgilenmek niye?!
  • Toplum olarak kendi potansiyelimizin farkında değiliz. Pratikte ne kadar zeki olduğumuz bariz ortada, ama hiçkimse bunu kullanmayı veya geliştirmeyi denemiyor. “Zeki ama çalışmıyor” derler ya, aynen öyle. Dünya’yi bilim ve teknoloji alanında sadece yabancılar geliştirebilir saniyoruz, bu olaylar bize uzak sanıyoruz ve ilgilenmiyoruz. Başkası üretiyor, biz tüketiyoruz. Üretici olacak potansiyele sahipken, bunu göremediğimiz için sadece gelişmeleri takip ediyoruz. “Vay be adamlar yapıyor..” diyoruz. Bu yüzden kendi çocuklarımıza da güvenmiyoruz. Desteklemiyoruz, ilgilenmesini sağlamıyoruz. İstisnalar var tabii. Mesela ben, babam küçük yaşta beni desteklediği icin bu kadar ilgilendim belki de. Bana bilim dergileri verip televizyon programlarından uzak tuttuğu icindir belki ama hiç çekinmeden bana küçük yaşta telefon da aldı. Mesele çocuğu uzak tutmakla bitmiyor çünkü, nasıl ve ne kadar kullanacağını öğretebilirseniz, 12 yaşında bile telefon alabilirsiniz çocuğunuza.
  • Bazı proje yarışmalarının çocukların hevesini kırıp kendilerini “başarısız” hissetmelerine yol açması. İki sene önce Tübitak tarafından projem beğenilmemişti ve o kadar üzülmüştüm ki anlatamam.. Günlerce ağlamıştım ama şuan ne kadar anlamsız olduğunu görüyorum. Ülkede zaten oturup düşünen ve proje üretip hayatı kolaylaştırmayı planlayan sayılı öğrenci var, onları da köreltmeye ve çabalarını anlamsiz kılmaya ne gerek var? Ki zaten, başaran başarıyor başka ülkelerde de. Beyin göçüne mecbur bırakılıyor gençler, buralardan göçüp de başka yerlerde başarınca da yine biz göğsümüzü gere gere geziyoruz, destek veremeyen, sahip çıkamayanlar olarak.

“Türkiye’de Bilim Neden Gelişmiyor” adlı bir örnek videosu:

Son olarak eklemek istediklerin, okuyuculara tavsiye ettiklerin var mı?

En büyük tavsiyem şu olur; Bilimin hayatınızın her yerinde olduğunun farkına varıp onu severek ve öğrenerek yaşamınıza devam etmeniz. Ancak bu bizi bilinçli bir toplum yapar. Faydacı olun, bencillik değildir bu. Size faydası olan her şeyi edinin, size faydası dokunacak ve bir şeyler öğretebilecek, ufkunuzu genişletebilecek insanlarla tanışın. Çünkü etrafınızdaki insanlar, arkadaşlarınız sizi büyük oranda etkiler. Kitap okuyun, belgesel izleyin. Beyninizin sizi körlemesine izin vermeyin 🙂

Berfin’e bu upuzun ama bir o kadarda kaliteli bilgiler içeren röportajı benimle yaptığı için teşekkür ediyor ve son olarak da ona “Uzun yaşa ve başarılı ol” demek istiyorum 🙂

Uzun yaşa ve başarılı ol. (Live long and prosper)

Uzun yaşa ve başarılı ol. (Star Trek filminden – Spock)